Sakındıkça gözüne batar hayat. Kaçtıkça sen içine çeker tüm gücüyle. Zamanın en tahmin kabul etmez yerinde cellat kesilir karşında. En uçuk anında yanaşıverir yanıbaşına. Dokunur görünmez bir elle omuzuna. O an varlığı hiçlik olur usunda. Kalbinde toplamadığın dağınıklığın içine yerleştirirsin onu. Sanki oranın hiç ayrılmamış, ayrılamazmış gibi bir parçası oluverir. Dokunur yüreğinin ucuna... Duruşunu göremezsin. Ama bilirsin, hissedersin onun karşı konulamayacak olan azametini. Renk renk açılan ışıklarını görürsün salkım saçak üzerine dökülen. Ufak bir tebessümle yüreğin kabarır. O an Kanat takıp hayalinde sırtına yol alırsın umutlarında.
Ve... Çekinmeden ve de sormandan bir büyüğe dalarsın içine. Denizin sarsan engin maviliğine dalar gibi. Etrafın köpük köpük, yüreğin kıpır kıpırdır o an. Hissetmezsin bedeninni kapladığı bildik ağırlığını. Koşarsın koşarsın... Ve koşarsın hafifliğinde. Yüreğin çatlayacakmış gibi olur nefessizlikten ve sen her ne olursa olsun durmadan ama bıkmadan bırakırsın kendini ona. İçinden akan en saf duygularla, tüm doğallığınla. Umursamazsın ya da umursamaman gerektiğini düşünürsün hiç kimseyi. Çünkü bir akıl tutulması, bir kendini bulma ya da bilmeme halidir. Çünkü bu içinden taşan kıvılcımların ateşe vermesidir ortalığı...
Biter!... Yiter birgün ellerinin arasından bir solukta. Nasıl girmişse hayatına aynı umursamazlıkla kayıp gider yanından. Varlığından daha kocaman yer kaplar içinin enginliğinde. Bütün hayallerini doldurarak tıka basa çantasına vurup kapıyı çıkar! Biter sanırsın herşey. Yüreğin kararır. Dokunamazsın bile! Ne kendine ne de çevrene. Çünkü dokunma duyusunuda doldurmuştur çantasına diğerleri gibi. Yanlız, yapayanlız sanırsın kendini. Ufacık bir nokta. Affı olmayan ufacık bir nokta...
Ne yaparsın? Cevabı basit uygulaması çok zor bir soru! Ne yaparsın? Yapman gerekeni... Şimdiye kadar yapılanı... Ya da anların anlaman gereken herşeyi anın anlarında. Durup çıkarırsın gerçeği. O an ışık gibi aydınlığa çıkar herşey ve bir bir gölgeleri uzar yanı başlarında. Bu mu yani? dersin. Bu kadar mı? Farkına varmadan şen bir kahkayı en ince tondan patlatırsın. Çok gülersem ağlarmıyım diye düşünmeden. Sonra bir dizi söz vurur aklının kıyılarına;
"Keşke bilebilseydim onun kim olduğunu ve nasıl ilerleyip yol aldığını geceleyin; acaba doğan güneş mi yoksa aymıydı? Acaba o, onun düşüncelerinden doğmuş olan bir akıl sanrısı mı yoksa benim düşüncelerimdren doğan ruhsal bir imge mi? Ya da umutlarımın ruhumda çizdiği bir hayal mi? Çünkü gözlerim onu görür gibi oluyor. Yoksa bunların hiçbirisi değil mi? Yanlızca alınyazımın ölümüme neden olması için, sürükleyip getirdiği bir rastlantı mı?"
15 Nisan 2002/Pazar
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder