29 Aralık 2009 Salı

Salak Şey...

Bugün işe gitmedim. Kafamı hala koca bir balon olarak hissediyorum. Kaşlarımın arası çatlayacak gibi. Bütün gün yattım durdum. Ve tabii doğal olarak sıkıldım. Gördüğüm rüyaların karmaşasını anlatmayacağım dahi. Abuk subuk rüyalar. Uyanık kalıncada insan yatakta yatamıyor ki. En azından ben yatamıyorum. E kalkıp birşeyler yapmak lazım onda kafamdaki ağrı izin vermiyor. Öyle diye diye bu saati ettim işte. Gerçi son bir kaç saattir burnum akmaya başladı. Ve bu da bana rahatlık veriyor gibi. O yüzden geçtim bilgisayarın başına. Ya da içimdeki sesleri susturmak için bilgisayarın o uğultulu sesine ihtiyaç duydum. Artık nasıl denirse.

28 Aralık 2009 Pazartesi

Uyumak İstiyorum sessizce...

Yine bir günün sonlarını yaşarken başım beynim ağrıyor. Sanırım nezle olmanın arefesindeki biri olarak hafif sancılıyım şuan. Nihayet oldum yani nezle. Oldum olacağım. Oldum olacağım derken işte nihayet oluverdim.

27 Aralık 2009 Pazar

Geçmişten Gelen 2 Ceviz Ağacı

Kendi içimde kıvrıldığımı hissediyorum. Ama öyle aniden, birden bire değil. Yavaş yavaş oluyor bu kıvrılma. Gün be gün... İlk başlarda fark etmemiştim kıvrıldığımın. Sonra, yani kısa bir süre için görmezlikten geldim kıvrılıp durmamı. Ancak geldiğim son noktada, gerçekler aşikar oldğunda yani. Kabul ettim.

Geçmişten Gelen 1 Mavi Şapkalıya

Bir yürüyüşte giz bir bir ortaktık seninle. Ne yazılı bir anlaşmamız vardı seninle ne de sözlü edimiş bir kaç kelam. Nihayetinde bir keşilde seninle bir anlaşma imzalamıştık. Kızılay'dan Dikimevi'ne doğru giden yolda. Ben, seni görmüştüm. Şapkanın içinde. Yürüyen seni. Ama sen benim farkıma varmamıştın bile. O kadar çok kendinle doluydun ki.