25 Aralık 2010 Cumartesi

Ben sevdim eller aldı...

Beynim sessiz bekliyor öyle. Ruhumda... Neyi? ya da neleri? Ya da kimi? Bilmiyorum. Bekliyor sadece. Artık birini bekletiğine karşı olan inancımda azalıyor. İnsanın kendi beyninin ve de ruhunun ve de zihninin kendisine yaptığını başka hiç kimse yapmıyormuş bunu anlamış bulundum. Yolların ayrımında bekliyorum. Ruhumun sesisin duymamaya çalışıyorum galiba. Yanlızlığının feryadının sesini. Şarkılara, türkülere sığınıyorum şu sıralar. Aynı zamanda sekse. Yok oluşlarımı yaşıyorum. Seks yaşarken yok oluşlarımdayım. Kimseye ya da kişiye değil sitemim. Kendime... Kendime olan küskünlüğüm. Sevmeyi öğrenmenin yolu gözüktü artık. İnsan bu kadar dipteyken artık ayaklarını yere vurmasını istiyor. ARtık ayaklar yere vursunda yere vurmanın kuvveti ile yeniden yukarı doğru çıkayım istiyor. İstiyorum. İstiyorum. İstiyorum.

5 Aralık 2010 Pazar

O telveden fal bakılır mı?

İçimde bir tortu var. Akıp gidiyor sanki. Akıp gidiyor... Nereye? Nasıl? Ne sebepten ötürü bilmiyorum. Bir yılgınlık hali gibi de değil bu. Hani olur ya hiçbirşeye yapmak istemez içiniz. Öyle durursunuz kenarda köşede bir çuval gibi. İşte öyle değil halimin ahvali. Biraz kırgınlık var. Biraz kızgınlıkta eşlik ediyor yanında bu duyguya. Bunun yanında hepsinde öte bir durum. Yeni yeni yaşadığım birşeylerin kımıltısı içinde. Belki biraz herşeyin biran önce olmasına karşı duyduğum isteğin esintileridir bunlar. Biran önce yeni şeylerin başlaması gerektiği izlenimi. Birşeylerin olmasına yakın bir yerde durduğumu düşünüyorum. Hatta düşünmüyor çoğu zaman hissediyorum bunu. İşte o hissettiğim şeylerin biran önce olmasını istiyorum. Sanırım bu sebepten ötürü biraz aceleci ruhum. Biraz tez canlı oldu gibi. Sabır diliyorum kendim için Allah'tan.