27 Aralık 2009 Pazar

Geçmişten Gelen 1 Mavi Şapkalıya

Bir yürüyüşte giz bir bir ortaktık seninle. Ne yazılı bir anlaşmamız vardı seninle ne de sözlü edimiş bir kaç kelam. Nihayetinde bir keşilde seninle bir anlaşma imzalamıştık. Kızılay'dan Dikimevi'ne doğru giden yolda. Ben, seni görmüştüm. Şapkanın içinde. Yürüyen seni. Ama sen benim farkıma varmamıştın bile. O kadar çok kendinle doluydun ki.

Yürüyorduk sadece... Sana bakmıyordum. Bakamıyordum... Bakmaya kalkışışımda korkular hücum ediyordu yüreğime. Vücudumun değişik uzuvlarını elektriklendiriyordun. Yürüyordun sen sade şapkanın içinde... Hep kendinle, kendine dönük... Sana bakınca insanlar yüzünün ortasına kadar inan şapkan yüzünden sadece burnunu görebiliyordu. Bende ilk bakışta sadece burnunu gördüm. Dokunmak geldi içimden. Dokunmak... Yürürken söz dinlemeyen ayaklarım sana doğru kayıyordu. Senin ayaklarının ritmine uyup senin yanında yürümek istiyordu ayaklarım. Biliyordum bu imkansızdı...

Ben şarkı söylüyordum. Şakrılarda kendimi sana anlatmaya çalışıyordum. Şarkılardan beni bulup çıkarırsın diye umut ediyordum. Sense artık biraz olsun kendinden çıkıp kaçamak bakışlar atıyordun. Kim bu sersefil diye. Evet... Sonunda senin dikkatini çekmeyi başarmıştım. Bir ara kafanı kaldırdığın o an tamda benim sana baktığım ana denk gelmişti. Ankara'nın o akşam güneşinde, tam Kurtuluş Parkı'nın karşısında olan benzincinin önünden geçerken gözlerimiz birbirine bir an deydi. O sıcakta içim ürperdi.

Sonra sende bana uydun. Gizli anlaşmamıza. Beni kollamaya başladın neredeyim diye. Hissettiğim en baskın duygu mutluluktu. Evet mutlu olmuştum. Mutlu... Ve aynı zamanda mutsuz... Çünkü anlamıştım ki sende en az benim kadar ürkekdin yanaşmakta. Ürkek ve çekingen... Artık sadece yürüyorduk. Kah sen önde kah ben önde. Bense inadına durmadan şarkılar söylüyordum. "Sıradan salı günü seni görünce oldu hesaplaşma günü, aşk baltaları çıktı yerinden.... Kaçsak kurtulsak mı? şeytana uysak mı?...."

Sonra sen ne yapacağını bilmeyen insanlar gibi ellerini oğuşturuyordun. Ya da bana öyle geliyordu. Öyle olsun istiyordum. Sonra sana hayatlar biçmeye başladım aklıma uyarak. Derdin olduğuna karar kıldı aklım. Belki sevgilinden ayrılmıştın. Üstelik iyice koyu bir yanlızlık sarmıştı etrafını. Efkardı seni yürüten Kızılay'dan Dikimevi'ne...

Ayağında spor ayakkabıların vardı. Bacağında ise bir eşofman. Artık ellerini o kadar sık ovuşturuyordun ki gözlerim ellerine takılıyordu. Bense sana bakmadan seni görüyordum. Yürüyüş ritmimiz artık ayrı da olsak birbirimize uymuştu. Sana yanaşıp pat diye, sanki hep konuşuyormuşta aradan insanlar geçtiği için ayrılan iki insan gibi konuşmak istedim. Yapamadım... Pamuktan ipliklerin izin vermedi buna. Hemen gerildiler ve çektiler beni geriye. Sonra kortum sanırım. Naslı bir tepki vereceğini bilememek ürküttü beni.

Hayat devam ediyordu bu arada. Simitçi bulmalıydım. Yanık Ankara simidi satan bir fırın bulmalıydım. Gerçi buradaki her simit Ankara gibi karaydı. Akşam yemeği için bir değişiklik yapıp çay simit yemeye karar vermiştim. Simitçinin karşısına gelince. Yoldan ayrılıp simitçinin olduğu yere doğru döndüm ve caddeden karşıdan karşıya geçtim. Sense yoluna devam ettin. Bakıp bakamadığını bilemedim. Ama bir parçam seninle şapkanın ucunda, sende kalmıştı.

Nereye doğru yolun kıvrılıp gitti bilmiyorum. Ama ben çıkınca simitçiden tekrar karşıya geçtim. Seni bıraktığım yere. Sanki orada benim gelmemi bekliyormuşsun gibi bir hisse kapıldım. Yoktun!... Geceyi haber verircesine bir rüzgar esti sanki orada. Sonra fark ettim ki benimde başımda sapka vardı. Ne fark ederdi ki artık. Sen gitmiştin... Yürüdüm... Belki görürüm diye. Ama gerçek gibi yoktun sende...

Bu satırları yazarken bilmem sende benim düşünür müsün bulunduğun hayatın içinden. Bildğim bir şey var oda senin kokunu duymak isteyen burnuma karşı büyük bir savaş verdiğim. Tıpkı çıkıp kapı kapı, ev ev seni aramak isteğime karşı durduğum gibi. Biliyorum geçecek... Bitecek bu sıradışı anlar... Su kaynadı... Şimdi kalkıp çayı demleyeceğim. Yemeğimi yiyip kitap okuyacağım. Simit ve çay azığım olacak yanlızlığıma. Demli ve sıcak çayı her yudumlayışımda içimi ıstan çay mı yoksa seninle yaşadığım anlar mı diye düşüneceğim. Maviye...

13 Mart 2005

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder