Mutlusunuz ve siz bunun farkında bile değilsiniz. Artık farkına varın bu mutluluğun. Güneş sizin doğuyor. Gece sizin için oluyor. Sizin için oluyor şu yağmur, şu kar, şu fırtına. Artık ne olur. Görün... Mutlu olun.
Bazen kaderin kendine ait bir dinamiği olduğunu düşünüyorum. Bizi olması gerektiği zamanda olması gereken şeyi gösteri veriyor. Ya da tam ihtiyacını hissettiğimiz şeyi getirip gözümüzün içine sokuveriyor. Bugün gittiğim tiyatro da öyleydi benim için. Adı "Tek Kişilik Şehir" evet en olunmaz düşünceler ile kalkıp Kızılay'dan Şinasi sahnesine kadar yürüdüm. Aklımda binlerce düşünce, binlerce kırık, binlerce yankı ile. Anlamını çözemediğim birşeylerin sorgunsundaydım. Bazende olması istenilen şeylerin düşünde. Ama işte gidiyordum öylece. Sonra oyun başlayınca, oyun devam edince, içinde anladım. Evet kader bana birşeyler anlatmak istiyordu. Birşeyleri anlamam gerekiyordu. Ki bende anladım o anlamam gerekeni. Sanatçı mutlu olmak için herşeye sahip olduğumuzu söylerkenki hali ve tavrı. Ölümün bu kadar hayat ile iç içe anlatılması. Bu kadar sıradanlaştırılması. Aslında hepimizin birşekilde bir yerlerde ölümü düşündüğümüzü bu kadar basit bir dille anlatıyor olması gerçek anlamda çok güzeldi. Ayrıca bana söyledikleride ayrı bir güzellik tabii.
Bildiğim ama şuan anlatmakta kifayet getiremediğim birşeylerin anlamı çözüldü gibi bu gün. Ya da bugünlerde demeliyim. Çünkü süreç yılbaşı akşamı başladı benim için. VE hayret çok çabuk bir sonuç çıkıyor. Yani buradan hoppa hadi hola hop, koşup çoşuyoruz falan gibi bir anlam çıkarılmasın lütfen. Öyle değil çünkü anlatmak istediğim şey. Anlatmak istediğim şey özde; bir gerçeğin hayatın anlamına yakın bir gerçeğin çıkıp geldiği noktası. Bugün ben o özde, bir küçük ben gördüm. Bir ben vardı orada. Güçlü olmaya çalışan ama yarabere içinde bir ben. Evet gerçekten onu gördüm bu sefer. Bu sefer onu gördüm ve yüreğimin en ince yerinde bir sızı hissettim. Acıma değil bu. Şefkatla karışık belki bir özlem desem yeridir. Ona, o küçük bene sahip çıkıcam. Nasıl yapıcam nasıl olucak bilmiyorum henüz. Ama bildiğim bir şey var o bene sahip çıkıcam.
Ve bir gün yokuş aşağıya doğru yürürken bir adam. Araba gürültülerinin, egzost dumanlarının ve kaskatı kaldırım taşlarının arasından baş kaldıran küçükcük papatyı gördü. Papatyanın yüzü hiçbir duruma aldırmaksızın güneşe dönüktü. Mağrur ama emin...
Bazen kaderin kendine ait bir dinamiği olduğunu düşünüyorum. Bizi olması gerektiği zamanda olması gereken şeyi gösteri veriyor. Ya da tam ihtiyacını hissettiğimiz şeyi getirip gözümüzün içine sokuveriyor. Bugün gittiğim tiyatro da öyleydi benim için. Adı "Tek Kişilik Şehir" evet en olunmaz düşünceler ile kalkıp Kızılay'dan Şinasi sahnesine kadar yürüdüm. Aklımda binlerce düşünce, binlerce kırık, binlerce yankı ile. Anlamını çözemediğim birşeylerin sorgunsundaydım. Bazende olması istenilen şeylerin düşünde. Ama işte gidiyordum öylece. Sonra oyun başlayınca, oyun devam edince, içinde anladım. Evet kader bana birşeyler anlatmak istiyordu. Birşeyleri anlamam gerekiyordu. Ki bende anladım o anlamam gerekeni. Sanatçı mutlu olmak için herşeye sahip olduğumuzu söylerkenki hali ve tavrı. Ölümün bu kadar hayat ile iç içe anlatılması. Bu kadar sıradanlaştırılması. Aslında hepimizin birşekilde bir yerlerde ölümü düşündüğümüzü bu kadar basit bir dille anlatıyor olması gerçek anlamda çok güzeldi. Ayrıca bana söyledikleride ayrı bir güzellik tabii.
Bildiğim ama şuan anlatmakta kifayet getiremediğim birşeylerin anlamı çözüldü gibi bu gün. Ya da bugünlerde demeliyim. Çünkü süreç yılbaşı akşamı başladı benim için. VE hayret çok çabuk bir sonuç çıkıyor. Yani buradan hoppa hadi hola hop, koşup çoşuyoruz falan gibi bir anlam çıkarılmasın lütfen. Öyle değil çünkü anlatmak istediğim şey. Anlatmak istediğim şey özde; bir gerçeğin hayatın anlamına yakın bir gerçeğin çıkıp geldiği noktası. Bugün ben o özde, bir küçük ben gördüm. Bir ben vardı orada. Güçlü olmaya çalışan ama yarabere içinde bir ben. Evet gerçekten onu gördüm bu sefer. Bu sefer onu gördüm ve yüreğimin en ince yerinde bir sızı hissettim. Acıma değil bu. Şefkatla karışık belki bir özlem desem yeridir. Ona, o küçük bene sahip çıkıcam. Nasıl yapıcam nasıl olucak bilmiyorum henüz. Ama bildiğim bir şey var o bene sahip çıkıcam.
Ve bir gün yokuş aşağıya doğru yürürken bir adam. Araba gürültülerinin, egzost dumanlarının ve kaskatı kaldırım taşlarının arasından baş kaldıran küçükcük papatyı gördü. Papatyanın yüzü hiçbir duruma aldırmaksızın güneşe dönüktü. Mağrur ama emin...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder