Üşüyorum... Bugünlerde çok üşüyorum. Hasta olmanın belirtileri belkide. Hiçte hasta olmak istemiyorum. Lakin yapacak birşey yok gibi. Hastalığın kolları sinsice sarıyor beni. Bunu hissediyorum. Kim bilir belki hasta olmayı istiyorumdur da bunun farkında değilimdir. Evet olabilir bu. Belkide biri benimle ilgilensin diye hasta olmak istiyorumdur. Kim çözebilmiş ki insan oğlunun aklının sınırlarını ve sırlarını. Bir gün bir derste hocam; "Aslında insan, onu tanıyan insanların bütününden ibarettir. Her insan tek bir kişiye tüm kişiliğini göstermez" demişti. Düşündükçe haklı buluyorum kendisini. Düşündükçe...
Bu lanet olası bilgisayar (vay çok amerikanvari bir ifade oldu be..)beni deli etmek üzere. Yavaşlığınında yavaşlığının olduğunu göstererek tavan yaptı yavaşlıkta bugün. Deli edecek beni. Evet ya bak görüyor musun esir ediveriyor insanı bu teknoloji denen rezalet şey. Üff sıkıcısın işte bilgisayar. Ama bir okadarda çekici. Lanet şey:)
Pazar günü olmasına rağmen sabahın 9.00'unda ayaktaydım. Öyle pazar günleri nedense erken kalkıyorum tiripleri ile bunu söylemiyorum. Dün akşam inanılmaz bir şekilde saat gece bir gibi bir uykum geldi. Gözlerim benden habersiz istemim dışında kapınveriyordu. Bende vücudumun isteğine fazlaca direnmedim. vem yattım aşağıya. Onun etkisi olsa gerek sabah 9.00'da ayaktaydım. İyi de olsu alsında. Kendime kahvaltı hazırladım. Börek yaptım. Poşet değilde demleme çay yaptım sonra kendime. Evet maalesef sözlerimden de anlaşılacağı gibi yanlızdım. Arkadaşlarım falan var. Var olmasınada sanki bu gün sabah yanlız kalmak istedim. Birazcık yanlızlığın keyfi sürülürsün istedim. Gerçi belkide hazırlık yapıyorumdur. Alışılması zor zamanlar için.
Gerçi öğrendiğim bilmem kaçıncı hayat dersine göre alışmak diye birşey yok. Ya da zaten dünden hazırsındır alışmaya ama sen sonradan fark edersin. Alıştığını fark ettiğin noktada aslında alıştığın şeyden kopmak zorunda kaldığın an gelip kapını çalmıştır. Bunu sayısız kez yaşamış biri olarak gayet iyi bilmekteyim. Ki en canlı örneğini bunun şu bahtı kara Ankara ile yaşadım zaten. Sanırım en derinide o oldu. İlk geldiğim yıl herkes gibi gitmeyi isterken bu şehirden bir bakmışım sevmişim burayı, burada kalmak burada yurt tutmak burada kök salmak istemiş yüreğim. Alışmış onunla bir bütün olma yoluna girmişim. Sonrası malum şeyler işte. Aile ile çatışma durumları. Ama ben o çatışma durumlarında birazcık kaçamak davrandım galiba. Birazcık kaçak dövüştüm. Yani onlara hiçbir zaman burada kalacağımı söylemedim. Herşeyi muallakta bıraktım. Tabii onlarda üsteleyemedi bu duruma. Sonuçta bu Ankara'da 9. yılım oluyor. Sevmediğim Ankara'da 9. yıl. Ne garip değil mi değerli okuyucu? İnsan aslında nefretinin içinde sevgisini barındırabiliyor. Diğer bir durumuda getirdim kendim için. Ne buralı ne de oralı olma durumu. Hani meşhur Babam ve Oğlum filminin ana teması gibi. Ne çok ağladım o filmde. Ne çok şey bulmuştum orda kendimden. İşte öyle ne buralı olabildim. Ne de artık tam anlamıyla oralıyım. Neyse ne işte. Hayat denen yaşam döngüsü sürüyor. Daha neler neler görüp, daha neler nelere alışmamak için mücadele ederken alışıp gideceğiz. Daha neler neler. Daha uzatmayayım. Malum bu yazılar kısa olunca daha bir iyi oluyormuş. Öyle okudum bir yerlerde. Bir daha ki bölüme belki şu platonik aşklarımdan bahsederim. Niye olmasın (Oh tamam ilgide uyandırdım. Bir sonraki yazı dört gözle beklenecek)
Bu lanet olası bilgisayar (vay çok amerikanvari bir ifade oldu be..)beni deli etmek üzere. Yavaşlığınında yavaşlığının olduğunu göstererek tavan yaptı yavaşlıkta bugün. Deli edecek beni. Evet ya bak görüyor musun esir ediveriyor insanı bu teknoloji denen rezalet şey. Üff sıkıcısın işte bilgisayar. Ama bir okadarda çekici. Lanet şey:)
Pazar günü olmasına rağmen sabahın 9.00'unda ayaktaydım. Öyle pazar günleri nedense erken kalkıyorum tiripleri ile bunu söylemiyorum. Dün akşam inanılmaz bir şekilde saat gece bir gibi bir uykum geldi. Gözlerim benden habersiz istemim dışında kapınveriyordu. Bende vücudumun isteğine fazlaca direnmedim. vem yattım aşağıya. Onun etkisi olsa gerek sabah 9.00'da ayaktaydım. İyi de olsu alsında. Kendime kahvaltı hazırladım. Börek yaptım. Poşet değilde demleme çay yaptım sonra kendime. Evet maalesef sözlerimden de anlaşılacağı gibi yanlızdım. Arkadaşlarım falan var. Var olmasınada sanki bu gün sabah yanlız kalmak istedim. Birazcık yanlızlığın keyfi sürülürsün istedim. Gerçi belkide hazırlık yapıyorumdur. Alışılması zor zamanlar için.
Gerçi öğrendiğim bilmem kaçıncı hayat dersine göre alışmak diye birşey yok. Ya da zaten dünden hazırsındır alışmaya ama sen sonradan fark edersin. Alıştığını fark ettiğin noktada aslında alıştığın şeyden kopmak zorunda kaldığın an gelip kapını çalmıştır. Bunu sayısız kez yaşamış biri olarak gayet iyi bilmekteyim. Ki en canlı örneğini bunun şu bahtı kara Ankara ile yaşadım zaten. Sanırım en derinide o oldu. İlk geldiğim yıl herkes gibi gitmeyi isterken bu şehirden bir bakmışım sevmişim burayı, burada kalmak burada yurt tutmak burada kök salmak istemiş yüreğim. Alışmış onunla bir bütün olma yoluna girmişim. Sonrası malum şeyler işte. Aile ile çatışma durumları. Ama ben o çatışma durumlarında birazcık kaçamak davrandım galiba. Birazcık kaçak dövüştüm. Yani onlara hiçbir zaman burada kalacağımı söylemedim. Herşeyi muallakta bıraktım. Tabii onlarda üsteleyemedi bu duruma. Sonuçta bu Ankara'da 9. yılım oluyor. Sevmediğim Ankara'da 9. yıl. Ne garip değil mi değerli okuyucu? İnsan aslında nefretinin içinde sevgisini barındırabiliyor. Diğer bir durumuda getirdim kendim için. Ne buralı ne de oralı olma durumu. Hani meşhur Babam ve Oğlum filminin ana teması gibi. Ne çok ağladım o filmde. Ne çok şey bulmuştum orda kendimden. İşte öyle ne buralı olabildim. Ne de artık tam anlamıyla oralıyım. Neyse ne işte. Hayat denen yaşam döngüsü sürüyor. Daha neler neler görüp, daha neler nelere alışmamak için mücadele ederken alışıp gideceğiz. Daha neler neler. Daha uzatmayayım. Malum bu yazılar kısa olunca daha bir iyi oluyormuş. Öyle okudum bir yerlerde. Bir daha ki bölüme belki şu platonik aşklarımdan bahsederim. Niye olmasın (Oh tamam ilgide uyandırdım. Bir sonraki yazı dört gözle beklenecek)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder