İçimde birşeyler dönüp duruyor ince bir sızı ile. Nedir? Ne değildir? Bilemiyorum. Belkide bilmek istemiyorum. Bir gölde sessizce durup gidiyor gibiyim. Hala bir boşluğun sancısı saklı sanki. Yaşanmamış birşeylerin tortusu gibi. Öyle üzgün ya da kederli değilim. Kırılganım biraz. Birazda yorgun. Kime ya da neye de belli değil. Bir buruk tad dolanıyor dudaklarımda. İçmide ise sinsi birşeylerin başvermiş filizleri. İnsanlardan bazı bazı kaçmak istiyorum. Yakın çevremden, annemden, babamdan ve diğer aile fertlerimden. Bir insanın bir insanı tam anlaması diye birşey yok galiba.
Suskunca dinliyorum ilgili davranarak herkesi. İnsanın içinden çıkarıpda ortaya koyamadığı sözlerinin olması ne kadar iç kıyıcı. Ağır geliyor bazen bu. Taşınamayacak kadar ağır. Ve biliyorum eğer bahsi geçen bir yükse ister bir gram olsum ister bin. Nihayetinde taşına taşına daha da ağır olacak. Kapladığı fiziksel ağırlığından daha çok ağırlık hissedeceğiz içimizde. Bununla birlikte bu sözlerin bir kısmı maalesef içimde kıvrılıp kalacak. O kadarda acısı yok artık onlarında. Bazen görünce kıyıda köşede sevgili çiftleri. Burkuluyor içim kabul. Hep umutla arıyorum gözlerde sevdildiğime dair izler. Bir saat sarkacı gibi gidip geliyorum bir kutupdan diğer kutuba. Acabalar beynimin içinde bana oyun oynuyor. Diyorum yalan herşey... Diyorum sen uydurdun ey Savurgan. Sen uydurdun herşeyi bir çırpıda. Sonra tekrar kurmacalar sonra tekrar ummalar ve beklentiler. Ne kadarı gerçek artık karıştırır oldum. Ne kadarı sahte bunun. Her gözde şefkat arama tripleri benimkisi de işte. Ulan her göz şefkati nasıl gösterecek sana. Tipik "İstanbul nere gardaşlar" "Gösterelim Abla" tripleri. Artık anlatacak birşey yok sanırım.
Bu kadar kendini dinle ve sonra geldiğin yer bir kıymık katar yol olmasın. Saçmalık... İyğ iğrendim şimdi tüm bu duyguların içinde. Ya nasıl anlatabilirim ki bunu size. Nasıl emin olabilir yüreğim birşeyden. Tamam evet onun da ilgisi vardan nasıl emin olabilirim. Nasıl engel olabilirim o bir başkasına aitken ona dokunma isteğime. Kokusunu duymak için feryat eden burnumu nasıl durdurabilirim? Nasıl engel olabilirim başımı dizine dayayıp yatma isteğine. Nasıl? Nasıl? Nasıl?
Peki bu aşk mı şimdi, ya da sevgi mi? Yoksa ulaşılmamışa duyulan hasretin gerçeği saptırması mı?
Şimdi o uyuyor bir başka ülkedeymişcesine uzak, yan odadaymışcasına yakın. Bense düşünüyorum aklından en ufak bir düşünce olarak dahi geçmişmiyimdir diye. Sonra kabul ediyorum olmazların ve de amini olmayan dualarımın gerçeğini. Kabul ediyor ve saygı ile eğiliyorum her şekilde durumun karşısında. Bırakıyorum gidiversin nereye gdiiyorsa lanet şey. Sonra bu yazı ile onu satırlara emanet ediyorum. Bu yazı ile onu anıp görünür hale getiriyorum. Belki biraz daha anlarım diye durumu. İleride okursam şayet bu yazıyı, diyorum ki o zaman okayacak olan kendime. Söyle ne durumda bu halinin ahvali. söyle ne durumda şimdi yukarıdaki yakın-uzak sevginin sahibi?
Suskunca dinliyorum ilgili davranarak herkesi. İnsanın içinden çıkarıpda ortaya koyamadığı sözlerinin olması ne kadar iç kıyıcı. Ağır geliyor bazen bu. Taşınamayacak kadar ağır. Ve biliyorum eğer bahsi geçen bir yükse ister bir gram olsum ister bin. Nihayetinde taşına taşına daha da ağır olacak. Kapladığı fiziksel ağırlığından daha çok ağırlık hissedeceğiz içimizde. Bununla birlikte bu sözlerin bir kısmı maalesef içimde kıvrılıp kalacak. O kadarda acısı yok artık onlarında. Bazen görünce kıyıda köşede sevgili çiftleri. Burkuluyor içim kabul. Hep umutla arıyorum gözlerde sevdildiğime dair izler. Bir saat sarkacı gibi gidip geliyorum bir kutupdan diğer kutuba. Acabalar beynimin içinde bana oyun oynuyor. Diyorum yalan herşey... Diyorum sen uydurdun ey Savurgan. Sen uydurdun herşeyi bir çırpıda. Sonra tekrar kurmacalar sonra tekrar ummalar ve beklentiler. Ne kadarı gerçek artık karıştırır oldum. Ne kadarı sahte bunun. Her gözde şefkat arama tripleri benimkisi de işte. Ulan her göz şefkati nasıl gösterecek sana. Tipik "İstanbul nere gardaşlar" "Gösterelim Abla" tripleri. Artık anlatacak birşey yok sanırım.
Bu kadar kendini dinle ve sonra geldiğin yer bir kıymık katar yol olmasın. Saçmalık... İyğ iğrendim şimdi tüm bu duyguların içinde. Ya nasıl anlatabilirim ki bunu size. Nasıl emin olabilir yüreğim birşeyden. Tamam evet onun da ilgisi vardan nasıl emin olabilirim. Nasıl engel olabilirim o bir başkasına aitken ona dokunma isteğime. Kokusunu duymak için feryat eden burnumu nasıl durdurabilirim? Nasıl engel olabilirim başımı dizine dayayıp yatma isteğine. Nasıl? Nasıl? Nasıl?
Peki bu aşk mı şimdi, ya da sevgi mi? Yoksa ulaşılmamışa duyulan hasretin gerçeği saptırması mı?
Şimdi o uyuyor bir başka ülkedeymişcesine uzak, yan odadaymışcasına yakın. Bense düşünüyorum aklından en ufak bir düşünce olarak dahi geçmişmiyimdir diye. Sonra kabul ediyorum olmazların ve de amini olmayan dualarımın gerçeğini. Kabul ediyor ve saygı ile eğiliyorum her şekilde durumun karşısında. Bırakıyorum gidiversin nereye gdiiyorsa lanet şey. Sonra bu yazı ile onu satırlara emanet ediyorum. Bu yazı ile onu anıp görünür hale getiriyorum. Belki biraz daha anlarım diye durumu. İleride okursam şayet bu yazıyı, diyorum ki o zaman okayacak olan kendime. Söyle ne durumda bu halinin ahvali. söyle ne durumda şimdi yukarıdaki yakın-uzak sevginin sahibi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder